1. GÜN: KABİL’E VARIŞ VE KÜLTÜREL ADAPTASYON Kadim Asya’nın kalbi, mağrur dağların kuşattığı Kabil, bu sıra dışı serüvenimizin ilk mukaddimesi oluyor. Katılımcılarımızı Kabil Uluslararası Havalimanı’nda samimiyetle karşıladıktan sonra, şehrin karmaşasından uzaklaşarak dinleneceğimiz otelimize geçiyoruz. Kısa bir soluklanmanın ardından, asırlık bir geleneğin izini sürerek yerel bir terzinin yolunu tutuyor ve coğrafyanın ruhuna bürünmemizi sağlayacak geleneksel Afgan kıyafetlerini (Perahan Tunban) kuşanıyoruz. Ardından, Kabil’in atan nabzı, ticaretin ve tarihin harmanlandığı Mandawi Çarşısı’nın labirent benzeri sokaklarında adımlıyoruz zamanı. Havada kanat çırpan binlerce kuşun sesiyle yankılanan rengârenk Eski Kuş Pazarı'nda rehberimiz eşliğinde gezinirken, gözlerindeki misafirperverlikle bizleri selamlayan yerel halkla sohbet ediyoruz. Günün ışıkları yavaşça çekilirken, Kabil Nehri’nin gerdanında bir mücevher gibi parıldayan, iki katlı zarif mimarisiyle Shah-DoShamshera Camii’nin manevi iklimine sığınıyoruz. İlk günümüzü, şehri koruyan ulu tepelerin üzerinden Kabil’in uçsuz bucaksız, dumanlı ve mağrur panoramik manzarasını hayranlıkla seyrederek hitama erdiriyoruz.
2. GÜN: HERAT’A UÇUŞ VE TİMURLU MİMARİSİ Şafak vakti
Kabil’e veda edip, iç hat uçuşuyla ülkenin batısında bir güneş gibi doğan,
kültür ve sanatın beşiği Herat’a kanatlanıyoruz. Şehre ayak basıp otelimize
yerleşir yerleşmez, Timurlu mimarisinin ihtişamını günümüze taşıyan deha eseri
Musalla Kompleksi’ne doğru yola çıkıyoruz. Gökyüzüne uzanan asırlık Timurlu
minarelerinin gölgesinde zamanın nasıl eridiğine şahitlik ettikten sonra, İslam
mimarisinin zirve noktalarından biri kabul edilen Ulu Cami’nin (Cami-i Kebir)
devasa kapılarından içeri süzülüyoruz. Caminin sessizliğinde yankılanan huzuru
solurken, asırlardır babadan oğula aktarılan geleneksel çini sanatının canlı
birer mucize gibi şekillendiği cami içi çini atölyesini ziyaret ediyoruz. Günün
kalan demlerinde, Herat’ın kerpiç duvarlı eski çarşılarında ve tarih kokan dar
küçelerinde, geçmiş zamanın izlerini sürerek adeta bir zaman yolculuğuna
çıkıyoruz.
3. GÜN: BÜYÜK İSKENDER’İN İZİNDE HERAT Güne, binlerce
yıllık medeniyetlerin nöbetini tutan ve şehre tepeden bakan azametli Büyük
İskender Kalesi’nin (Herat Kalesi) burçlarına tırmanarak başlıyoruz. Kalenin
gölgesindeki müzede ve yaşanmışlık kokan dehlizlerinde tarihin fısıltılarını
dinledikten sonra, asırlardır kervanların menzili olan tarihi İpek Yolu
çarşılarına kendimizi bırakıyoruz. Bu kadim kervansarayların loş koridorlarında
zanaatkarların çekiç seslerini dinleyip, ardından Hari Nehrinin sakin suları
üzerine bir gerdanlık gibi dizilen tarihi Malan Köprüsü’nde duruyoruz. Köprünün
asırlık taşlarında fotoğraf kareleri yakaladıktan sonra, öğleden sonra
kalbimizi dinlendirmek üzere büyük mutasavvıf ve şair Hoca Abdullah Ensari
Türbesi’nin manevi huzuruna yöneliyoruz. Geceyi, Herat’ın eski şehir surlarının
gölgesindeki geleneksel bir lokantada baharat kokan yerel lezzetleri tadarak
taçlandırıyoruz.
4. GÜN: KANDEHAR'A DOĞRU YOLCULUK Bugün, batının zarif
kültür şehri Herat’tan ayrılıp, güneyin efsanelerle örülü tarihi ve siyasi
kalbi Kandehar’a doğru uzun bir menzile koyuluyoruz. Yerel rehberlerimizin ve
otoritelerin rehberliğinde, güvenli seyahat koridorlarını titizlikle takip
ederek coğrafyanın kalbine ilerliyoruz. Yol boyunca penceremizden akan
görüntüler; Afganistan’ın sert, yalçın dağlarından alabildiğine uzanan bozkır
manzaralarına, kerpiç köylerin sessizliğine ve göçebe hayatların izlerine kapı
aralıyor. Akşamın kızıllığı çökerken, tarihin seyrini değiştiren
imparatorlukların şehri Kandehar’a varıyor, otelimize yerleşiyor ve yarın bizi
bekleyen büyük manevi miras öncesinde derin bir sükunetle dinlenmeye
çekiliyoruz.
5. GÜN: KANDEHAR’IN MANEVİ VE TARİHİ MİRASI Kandehar’ın
bereketli sabahında, seyahatimiz için öncelikle yerel turizm ve kültür
biriminde resmi kayıtlarımızı ikmal ediyoruz. Ardından, adımları huşu içinde
atarak, İslam aleminin en mukaddes emanetlerinden biri olan, Hz. Muhammed’in
(S.A.V.) mübarek hırkasının mahfuz tutulduğu Hırka-i Şerif Camii'nin kapısını
aralıyoruz. Bu manevi sarhoşluğun ardından, Durrani İmparatorluğu'nun banisi,
şair ve hükümdar Ahmed Şah Durrani’nin göğe yükselen muazzam türbesini ve
modern Afganistan'ın ufkunu çizen Mir Vais Hotak'ın türbesini ziyaret ediyoruz.
Şehrin baharat ve ipek kokan, hareketli pazarlarında kaybolduktan sonra, günün
en destansı anı için Chil Zena (Kırk Basamak) merdivenlerine yöneliyoruz. Dağın
kalbine zorlu bir zanaatla oyulmuş bu basamakları birer birer tırmanırken,
zirveye ulaştığımızda Kandehar’ın ayaklarımızın altına serilen büyüleyici ve
uçsuz bucaksız vahasını seyrederek ruhumuzu dinlendiriyoruz.
6. GÜN: GAZNİ KAPISI VE TARİHİ MİNARELER Güneş doğarken
Kandehar’ın sıcak topraklarına veda ediyor, bir zamanlar İslam dünyasının ilim
ve kudret merkezi olan Gazneli Devleti’nin taht şehri Gazni’ye doğru yola
çıkıyoruz. Yaklaşık 6 saat süren bu kara yolculuğu, yüksek platoların ve
doğanın el değmemiş haşmetli sahnelerinin eşliğinde bir görsel şölene
dönüşüyor. Gazni sınırlarından içeri girdiğimizde, göğe yükselen birer tuğla
danteli andıran, İslam sanatının şaheserleri Tarihi Gazni Minareleri karşılıyor
bizleri. Ardından, asırlar boyu nice kuşatmalara göğüs germiş antik Hesar
Kalesi’nin burçlarında tarihin tozlu sayfalarını aralıyoruz. Günün
yorgunluğunu, Gazni’nin mahir ustalarının elinden çıkan el sanatları ve antika
kokan çarşılarında kaybolarak atıyoruz.
7. GÜN: HACIGAK GEÇİDİ ÜZERİNDEN BAMYAN’A GEÇİŞ
Gazni’deki konaklamamızın ardından, rotamızı ülkenin adeta bir masal diyarını
andıran, devasa kanyonları ve dağlarıyla meşhur orta vilayeti Bamyan’a
çeviriyoruz. Yaklaşık 5 saat sürecek bu destansı yolculukta, bulutlara komşu
olan 3.500 metre rakımlı efsanevi Hacıgak Geçidi’ni aşıyoruz. Karların yeni
eridiği, yeşilin filizlendiği bu dağ yollarında sık sık durarak temiz dağ
havasını soluyor ve fotoğraf karelerimizi ölümsüzleştiriyoruz. Bamyan’a varıp
otelimize yerleştikten sonra, Cengiz Han’ın öfkesiyle sarsılan ve feryatları
asırlardır dinmeyen "Çığlık Şehri" Gholghula’nın hüzünlü kalıntılarını
geziyoruz. Gün batımına doğru, UNESCO dünya mirası listesinde yer alan, sarp
kayalıkların bağrına oyulmuş o devasa ve hüzünlü antik Buda nişlerinin
karşısında, zamanın geçiciliğini düşünerek sessizliğe bürünüyoruz.
8. GÜN: BAND-E AMİR ULUSAL PARKI Bugün, yeryüzündeki
cennetten bir köşe olan, Afganistan’ın ilk milli parkı ve doğanın insanlığa en
büyük lütuflarından biri sayılan Band-e Amir Ulusal Parkı’na doğru süzülüyoruz.
Dağların ortasında, adeta birer firuze taşı gibi parıldayan, derinliğiyle büyüleyen
lacivert göllerin kıyısında doğanın dingin ritmine ayak uydurarak yürüyoruz. Bu
masalsı gölün üzerinde yapacağımız huzur dolu tekne turunun ardından, öğleden
sonra rotamızı tepelerin kızıl rengiyle boyanmış efsanevi Zohak Şehri’ne (Kızıl
Şehir) çeviriyoruz. Sarp kayalıkların üzerine inşa edilmiş devasa çamur
duvarların kalıntılarını fotoğraflarken, insan azminin ve doğanın muazzam
uyumuna bir kez daha hayran kalıyoruz.
9. GÜN: HİNDUKUŞ DAĞLARI VE ŞİBAR GEÇİDİ Seyahatimizin
en uzun, en meşakkatli ama bir o kadar da büyüleyici kara yolculuğu için gün
ağarmadan kuzeyin büyük vahası Mezar-ı Şerif’e doğru yola çıkıyoruz. Hindukuş
Dağları’nın kalbini yara yara ilerleyeceğimiz yaklaşık 10 saatlik bu dağ
sürüşü, derin kanyonlar, ıssız geçitler ve yalçın zirvelerle adeta bir doğa
senfonisi sunuyor. Coğrafyanın en görkemli geçiş noktası olan dumanlı Şibar
Geçidi'nde durarak, dağların efendisi gibi yükselen zirveleri selamlıyoruz.
Yolculuğumuzun yarısında, nehrin hayat verdiği Pul-e-Khumri kasabasında mola
veriyor, su sesinin eşlik ettiği yerel bir mekanda nefis bir öğle yemeği
yiyoruz. Gece karanlığı çöküp yıldızlar gökyüzünü kaplarken, kuzeyin kalbi
Mezar-ı Şerif’e varıyor ve yorgun bedenlerimizi dinlendirmek üzere otelimize
çekiliyoruz.
10.GÜN: MEZAR-I ŞERİF VE BELH ANTİK ŞEHRİ Yeni güne,
Mezar-ı Şerif şehrine adını ve ruhunu veren, firuze ve turkuaz çinilerinin
ihtişamıyla gözleri kamaştıran efsanevi Mavi Cami (Hz. Ali Türbesi) ziyaretiyle
bismillah diyoruz. Caminin uçsuz bucaksız avlusunda, asırlardır sadece bembeyaz
tüyleriyle bilinen ve kutsal sayılan meşhur güvercinlerin gökyüzündeki dansını
izleyerek ruhumuzu arındırıyoruz. Ardından, tarihin en eski kaynaklarında
"Şehirlerin Anası" olarak zikredilen kadim Belh (Balkh) antik şehrine
geçiyoruz. Burada, dünyaya sevgi ve hoşgörü tohumları eken büyük mutasavvıf
Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin doğduğu evin asırlık kerpiç kalıntılarına
dokunuyor, manevi bir uyanış yaşıyoruz. Mimari zarafetiyle büyüleyen tarihi
Yeşil Cami’yi (No Gonbad) ziyaret ettikten sonra, imparatorlukların yükselişine
ve çöküşüne tanıklık etmiş binlerce yıllık antik şehir duvarlarının üzerinde
yürüyerek güne veda ediyoruz.
11.GÜN: DÖNÜŞ YOLCULUĞU VE KABİL'E EL VEDA Bu muazzam
rüyanın son sabahında, Mezar-ı Şerif’in renklerin ve kokuların raks ettiği
yerel pazarında serbest zaman geçiriyoruz. Parmak uçlarımızla dokunduğumuz
dünyaca ünlü ilmek ilmek işlenmiş Özbek kilimlerini, safran kokularını ve
kuzeyin meşhur kuruyemişlerini inceleyip hatıralar devşiriyoruz.
Alışverişimizin ardından, iç hat uçuşumuzla seyahatimizin başladığı yer olan
başkent Kabil’e geri dönüyoruz. Kabil’de, on bir gün boyunca paylaştığımız
kader ortaklığını, dostlukları ve unutulmaz anıları yâd edeceğimiz buram, buram
ziyafet kokan geleneksel Afgan pilavı eşliğinde hüzünlü bir veda yemeği
yiyoruz. Yemeğin hitamında, katılımcılarımızı uluslararası dönüş uçuşları için
Kabil Uluslararası Havalimanı’na uğurluyor; arkamızda dost sevdalar, heybemizde
ise ömür boyu unutulmayacak kadim doğu hikayeleri bırakarak bu büyük keşif
turunu nihayete erdiriyoruz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder